Feminarte: Patriarkanın üzerinde bir hayalet dolaşıyor

  • 09:04 14 Eylül 2021
  • Güncel
Sena Dolar 
 
İSTANBUL - Sosyalist feminist sanat grubu Feminarte, bir süre önce Afganistanlı kadınlara ithaf ettiği “Patriarka’yı ateşe ver” isimli ikinci şarkısını yayınladı. Dünyada patriyarkanın üzerinde bir hayalet dolaştığını belirten Feminarte, kadın kurtuluş ideolojisi temelinde, kadın özgünlüğü ile sanatın erilleştirilmesine karşı çıkıyor.
 
Sosyalist feminist sanat grubu Feminarte, “Korkusuz şarkı” isimli parçası ardından “Patriarka’yı ateşe ver” isimli ikinci şarkısını geçtiğimiz günlerde yayınladı. Feminarte, şarkıyı Taliban’a karşı direnişe geçen Afganistanlı kadınlara ithaf etti. Kadın kurtuluş mücadelesinin iradesiyle bulundukları her alanı birer mevziye dönüştüren Feminarte, sanatın erkekleştirilmesine kadın özgünlüğüyle karşı çıkıyor. “Patriarka’yı ateşe ver” şarkısına dair ajansımıza konuşan Feminarte, “Şu anda gerçekten tüm dünyada patriyarkanın üzerinde bir hayalet dolaşıyor. Bu da kadınların hayaleti” diyor.
 “Feminarte, Komünarte adındaki kolektif sanat topluluğunun içerisinde yer alan kadınların (yani bizim) oluşturduğumuz özerk bir alan. Komünarte isminden de anlaşılacağı üzere komünist bir dünya görüşüne sahip olan örgütlü insanların oluşturduğu kolektif bir sanat grubu. Feminarte ise grubun içindeki kadınların özerk alanı.”
*Feminarte kimdir? Neler yapıyor? Feminarte’yi bize anlatabilir misiniz?
 
Feminarte, Komünarte adındaki kolektif sanat topluluğunun içerisinde yer alan kadınların (yani bizim) oluşturduğumuz özerk bir alan. Komünarte isminden de anlaşılacağı üzere komünist bir dünya görüşüne sahip olan örgütlü insanların oluşturduğu kolektif bir sanat grubu. Feminarte ise grubun içindeki kadınların özerk alanı. Komünarte tüm toplumsal mücadelelere dair bir çatı iken Feminarte bunun içerisinde kadın mücadelesine ve LGBTİ+ mücadelesine dair söylenen sözlerin veya bu mücadelelerin yükselmesi için yapılan sanatın üreticisidir. Neden sanat grubu diyoruz da müzik grubu demiyoruz, şimdiye kadar müzik dışında bir sanat icra etmişliğimiz mi var? Yok, ancak sanat topluluğu dememizin nedeni müziğin yanı sıra diğer sanat dallarına dair de bir üretim hedeflememizdir. Sanat ne ki?  Herkesin hayatının bir yerinde sanatın bir yerinin olduğunu düşünüyoruz. Kimisi bunu doğrudan icra ediyor ve adını sanat koyuyor kimisi de yaşamıyla ifade ediyor. Her insan kendisini bulma aşamasında yaşamını sürdürürken, yaptığı mücadeleyle veyahut doğaya, toplumun ilerleyişine müdahalesiyle bir sanat icra etmiş oluyor. Bunu bir diyalektik ilişki olarak da ele alabiliriz. İnsan üreten bir varlıktır. Emeğiyle var olan bir varlıktır. Ancak yanlış anlaşılmak istemeyiz. Bunu genelleştirip, liberalleştirip geniş çerçevede her şeyi sanat olarak adlandırmak gibi bir niyetimiz yok. Ancak diyebiliriz ki kendi dünya görüşümüzden ifade edecek olursak kendini bulan insan, bir hedefi olan insan, kim olduğunu ve ne yapmak istediğini bilen insanların hayatında sanatın bir yeri vardır. Bunu bir şekilde üretir veya ortaya çıkarması gerekir diyebiliriz.
 
Şu anda neticede sanat diyerek müzik endüstrisinden tutalım da birçok sergi, galeri var. Kapitalist düzen içerinde sanat olarak pazarlanan, aslında sadece para-meta ilişkisinde ele alınması gereken bir sistemden söz ediyoruz. Bu düzene karşı olan veyahut düzene karşı olmasına gerek yok, bir alternatif arayan insanların bakacakları yerde olmaya çalışan insanlarız aslında. Oyunun dışına çıkmak isteyen ya da var olan sanat anlayışının dışına çıkmak isteyen, var olan piyasa sanatının dışına çıkmak isteyen insanların kendisini içerisinde bulabileceği, ona katabileceği aynı zamanda bu üretimleri takip edebileceği bir topluluk oluşturmak istedik. Bu nedenle adına sanat topluluğu dedik. Bugün belki sadece müzikle yapıyoruz bunu, ancak bu demek değildir ki bir başka sanat dalıyla da ilgilenmeyeceğiz. Karşınıza her an başka bir sanat türüyle çıkabiliriz diyelim. Aslında hedefimiz bu. Hedefimiz Komünarte olarak kolektif bir sanat topluluğu olarak var olan piyasa sanatına bir alternatif oluşturmak ve aynı zamanda mücadeleyi örgütleyen bir ayak olarak sanatı örmektir. Feminarte özelinde konuşacak olursak, kadın mücadelesinden söz edeceğiz. Kadın mücadelesinin sanat ayağını örmekle alakalı. Kadın mücadelesine katkı sunmak isteyen, ona omuz veren ve mücadelesini veren kadınlarız. Bu yüzden bir araya geldik.
 
Neler yapıyoruz? Genel olarak üzerinde çalıştığımız belli projeler var. Zaten şu ana kadar Feminarte ismiyle 2 ürün çıkarmış olduk.  Daha üreteceğiz, üzerinde çalışacağız. Bizim üreteceğimiz şeyin mücadeleyle çok yakından bağı olduğunu söyleyebiliriz.  Çünkü neticede biz bir dünya görüşüne sahip, örgütlü insanların bir araya gelip oluşturduğu bir topluluğuz. Elbette bizim sanatımızı üretirken, sözümüzü söylerken yaslandığımız bir kaynak var. Bu kaynak da toplumsal mücadelelerdir yani. Devrim mücadelesidir.  Sanatımız toplumsal mücadelelerin yükselmesiyle, ilerlemesine bağlı olarak çoğalacak, rayına oturacaktır diyebiliriz. Aynı şekilde yaptığımız ürünlerin de mücadeleye bir katkısı olmasını, mücadeleyi ilerletme gibi bir hedefinin olduğunu da söyleyebiliriz. Bu çok diyalektik bir ilişkidir. Birbirini tamamlayan ve bir döngü yaratan bir şey aslında. Neler yapıyoruz’a cevap olarak; mücadeleyi izleyip onu yorumluyoruz diyebiliriz. Bunun dışında, örgütlü bireylerden oluşan bir toplam olduğumuzdan söz ettik. Her birimiz örgütlü mücadele içerisinde farklı farklı alanlarda üzerimize düşen görevleri yerine getiriyoruz. Kendi ideolojimiz doğrultusunda bir yaşam sürdürmeyi tercih ediyoruz. Sanatımızı yaparken de buradan güç alıyoruz diyelim.
 “Şu anda gerçekten tüm dünyada patriyarkanın üzerinde bir hayalet dolaşıyor. Bu da kadınların hayaleti. Sirayet etmediği hiçbir yer kalmayıncaya dek, gerçek kurtuluşumuza kadar devam edecek bir mücadeleden bahsediyoruz“
*“Patriarkayı ateşe ver” isimli yeni bir şarkı çıkardınız. Afganistan’da direnen kadınlara atfettiniz. Rojava’dan Meksika’ya, İstanbul’a dünyanın her yerinde kadınlar direniyor. Bu şarkının sizin için önemi nedir?                
 
Kadın mücadelesi gittikçe büyüyor. Gerçekten çok büyük bir dinamik. Gerçekten kendisini bulan bir dinamik ve daha da kapsayıcı, tüm kadınları içine alan yeni bir dalga olarak geliyor diyebiliriz aslında. Bunun her yerde farklı varyantlarda ve farklı başlıklarda da olsa tek bir mücadeleden tek bir şekilde büyüyen bir kartopu gibi bahsedebiliriz kadın mücadelesinden.  Bugün Rojava’da seneler önce yakılan kıvılcımla Meksika’da adalet sarayları yanıyor. Meksika’da yanan ateş Afganistan’a sıçrıyor. Oradaki kadınlara güç veriyor. Yani onların mücadelesini, direnişini örgütlüyor. Yine aynı şekilde kendi mücadele alanımızdan da İstanbul’da barikatı yıkan kadınlar Afganistan’daki kadınlardan güç alıyor. Bu şekilde mücadelenin bir bağı var ama organik bir bağdan söz etmiyoruz. Bu bir gönül bağı, bu bir mücadele bağıdır aslında. Tüm kadınların ezilmişliğinden gelen, dünya üzerinde bir hayalet dolaşıyor diyebiliriz Komünist Manifesto’daki gibi. Şu anda gerçekten tüm dünyada patriyarkanın üzerinde bir hayalet dolaşıyor. Bu da kadınların hayaleti. Geçmişin hayaleti. Yani geçmişin hıncıyla, öfkesiyle, bin yılların öfkesiyle bir şekilde bu mücadeleyi bir tarafından her şekilde tutan kadınların enerjisini dünyanın her yerinde hissetmek mümkün bugün. Ve bu gittikçe de büyüyor. Sirayet etmediği hiçbir yer kalmayıncaya dek, gerçek kurtuluşumuza kadar devam edecek bir mücadeleden bahsediyoruz.
 
Biz zaten “Patriyarkayı Ateşe Ver” parçamızdaki gibi kurtuluşun sosyalist feminizmde olduğunu düşünüyoruz. Zaten sosyalist feminist kadınların oluşturduğu bir toplam Feminarte. Aynı şekilde komünist olduğumuzdan da söz ettik. Esas kurtuluşumuzun komünizmde olduğunu düşünüyoruz. Kimsenin gerçekten ezilmediği, şu ana kadar tüm insanlık kültürünün en sentezlenmiş en yeni insan tipolojisinin yaratıldığı bir toplulukta bir kurtuluştan söz edebileceğimizi düşünüyoruz. Sınıfsız, cinsiyetsiz, sömürüsüz bir dünyada kurtuluşun olabileceğine inanıyoruz. Çünkü herkes kurtulmadan bir kurtuluş olmayacak. Hepimiz birlikte kurtulabiliriz. Bunun başka bir yolu olduğuna inanmıyoruz. Buna inanan insanlar olarak elbette kadın mücadelesinde de sonuç elde edebileceğimize inanıyoruz. “Faşizmi ateşe ver” de diyoruz parçamızda. Buradaki çağrımız, kadınlara örgütlü mücadeledir. Kadınlara çağrımız bireysel isyanla sınırlı değil. Bu mücadelemiz açısından bir adım olarak çok önemlidir ancak çağrımız yanlış giden her şeye bir dur demek, kadınların gönlündeki o ateşi doğru yere yönlendirmesi, yani düşmanına yönlendirmesidir. “Patriyarkayı Ateşe Ver”in bizim için anlamı budur. Bunu elbette şu an gündemde olan, ki daha fazla olması da gereken, Afganistan’da Taliban’a karşı direnen kadınlar. Öncesine nazaran Afganistan’da bir kadın direnişini görüyoruz. Bu, bütün dünyadaki kadın mücadelesinden ayrı ele alınamaz. Bundan etkilenerek bu gücü arkasına alarak yaptı bunu kadınlar. Biz de onlara bir selam göndermek ve onların yanlarında olduğumuzu belirtmek için onlara atfettik parçayı. Patriyarkaya karşı mücadelenin araçları her neyse onu kullanmaya, kadınlara buradan yürümeye ve bunu örgütlü yapmak ile bir sonuç alınacağını bildiğimiz için örgütlü mücadeleye, kadınlara çağrıdır bu parçamız.
 
 “Her alanın bizim mevzimiz olduğunu düşünüyoruz. Ancak müzik alanında tüm bu sistemden aldığımız alışkanlıklardan gördüğümüz gibi devrimci insanların yaptığı müzikte dahi sistemin gericiliklerini görmek, yansımalarını bulmak mümkün. Bir şeyin içinde olarak ancak onu değiştirebileceğimizi düşünüyoruz. Bu alanları terk etmeyeceğiz, bu alanlarda olacağız“
 
* Protest müzik türlerinde hâkim olan eril dil kullanımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sisteme karşı çıktığını iddia eden birçok “sanatçı” eserlerinde eril dil kullanarak sizce sisteme destek sunuyor mu? Şarkılardaki eril söylemler meşrulaştırılırken aynı zamanda sempati kazandırıyor. Toplumun her kesiminin karşı çıktığı şeylerin olduğu bu süreçte sanatın erkekleştirilmesine kadın özgünlüğüyle karşı çıkıyorsunuz. Şarkılarınızı yaparken hangi nedenleri esas alıyorsunuz?  
                                                                        
Çok uzun zamandır protest müzik, özgün müzik diye adlandırdığımız müzikte her yerde olduğu gibi bir erkek egemenliğinden söz edebiliriz. Kadınların her alanda verdikleri mücadelenin anlamının büyük olduğunu düşünüyoruz. Her alanın bizim mevziimiz olduğunu düşünüyoruz. Ancak bu müzik alanında tüm bu sistemden aldığımız alışkanlıklardan gördüğümüz gibi devrimci insanların yaptığı müzikte dahi sistemin gericiliklerini görmek, yansımalarını bulmak mümkün. Buna dair söyleyebileceğimiz şey şudur; dediğiniz gibi bir ideolojiye sahibiz. Sanatın erkekleştirilmesine kadın özgünlüğüyle karşı çıkıyoruz.  Kadınlar olarak Komünarte ismiyle bir oluşum olsak da buna bir de Feminarte demenin kendi mücadele alanımıza dair bir özerklikle yapıyor oluşumuzun nedeni budur. Kadınlar olarak biz de buradayız demenin bir şekli de budur. Biz sadece kadınlar olarak kadın mücadelesinde değil, her alanda olmalıyız. İdeolojik bir mücadeleyle bu eril dil aşılabilir ancak.
 
Her mücadele alanına biz ne kadar sahip çıkarsak o kadar mücadele edip onu aşıp değiştirme gücüne sahip olabileceğimizi düşünüyoruz. Bir şeyin içinde olarak ancak onu değiştirebileceğimizi düşünüyoruz. Bu alanları terk etmeyeceğiz, bu alanlarda olacağız elbette. Sanat da bu alanlardandır. Bir de şundan bahsetmek istiyoruz: Protest müzik deyince aklımıza ne geliyor? Genelde yiğitlik, oğullarımızdan bahseden türkülerdir, ezgilerdir; oğullara yazılan şarkılardır. Hatta küfüre kadar varan bazı şarkılarda bunu meşrulaştıran bir yere kadar varan bir durumdan da bahsediyoruz. Bu alanlarda ne kadar çok olursak bunla ne kadar çok tartışıp mücadele alanına çevirirsek o kadar onun alanını daraltmış olacağımızı düşünüyoruz. Bunu yaptırmamak ve tartıştırmak gerektiğini düşünüyoruz. Bu bizim mücadelemizle alakalı bir şey. Buna karşı sistemi devam ettiren, erkek egemenliğine karşı çıktığını söyleyip patriyarkayı tekrar tekrar üreten bu dile ve bu dilin kullanıldığı hiçbir şeye mahal vermemek gerekiyor. Bunun yolu da kadınlar olarak, bu alanlarda daha fazla olarak, daha fazla kendi dilimizi üreterek, üslubumuzu doğru kullanarak bu işin yapılacağını göstermektir. Düşmana karşı sözümüzü küfür söylemeden ifade edişimizi o ağırlıkta almak gerekiyor. Ona karşı çıkışımız o ağırlığa sahip. Toplumun bir algısı var küfre karşı. Sisteme karşı çıkan insanların kafasında bir sempati uyandırıyor. Bir yandan kazanımcı bir yaklaşım olurken diğer taraftan aslında tamamen kendi kuyumuzu kazıyoruz. Buna karşıyız. Kadınlar olarak farklı bir dille bunu üretebileceğimizi düşünüyoruz ve bunun toplumsallığı üreteceğine de inanıyoruz. Şarkılarımızı yaparken esas aldığımız şey ideolojimizdir. Var olan mücadeleye olan inancımızdır. Ayrıca kendimizi yapılandırıyoruz. Nasıl yaşıyorsak öyle üretmeye çalışıyoruz.
 “Biz birçok kadının söylemek isteyip de ifade edemediği ya da ifade etme aracı bulamadığı bir şeyi ifade etmiş olduk aslında. “Patriyarkayı Ateşe Ver” derken bunu yapmak isteyen birçok kadının olduğunun farkındayız ve bunu biliyoruz. Resmen birbirimizle ne konuşuyorsak onu dile getirdik. “Al aileni başına çal”… Biz aile değil kadınız diyoruz“
*21’inci yüzyıl kadınların kurtuluşu ve kadın zamanı olarak değerlendiriliyor. Siz de bu süreçte yaptığınız şarkılarla kadınların mücadele dinamiklerine katkı sunuyorsunuz. Şarkılarınıza dair geri dönüşler nasıl oluyor? Bu konuya dair paylaşabileceğiniz bir anınız var mıdır?     
 
21.yüzyılın kadınların kurtuluşu ve kadınların zamanı olduğuna biz de doğrudan katılıyoruz. Bu yüzyıl gerçekten hiçbir zaman olmadığı kadar bir arada mücadele ettiğimiz bir yüzyıldır. Önünü hiçbir kuvvetin alamayacağından bahsediyoruz ve bu yüzden bu yüzyıl kadınların yüzyılı diyoruz. Mücadele yükseldikçe biz daha da üreteceğiz. Bunun kaynağı karşı çıkıştır. Bu olduğu müddetçe de üretimlerimiz artacaktır. Şarkımızda da bahsettiğimiz gibi; bir tutuştuğunda önünü alamayacağımızı da devamının geleceğini de biliyoruz. Bir şekilde militan kadın kurtuluş mücadelesi boyutuna gelecek. Dağlarda, özgür alanlarda veyahut birçok kapitalist ülkede mücadelesini militan kadın kurtuluş mücadelesi olarak yürüten birçok kadın var. Ancak bu tam olarak dünyanın her yerinde, tam olarak düşmana yönelen, yönünün bulan seviyeye gelmesi için elimizden geleni yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Biz Feminarte olarak, kendi sözümüzü ne şekilde yansıtabilirsek onlarla hangi dilde bir şey söyleyip anlaşmak istiyorsak, o şekilde bir ilişki içinde olmak istiyoruz. Geri dönüşler elbette alıyoruz. Bire bir ve sosyal medya üzerinden geri dönüşler oluyor. Eril dile sahip erkeklerin her ne kadar saldırısı olsa da veya buna karşı çıkacak iktidar yanlısı fikirler olsa da buna karşı birçok insanın bu patriyarkal kapitalist sistemle çok büyük ve doğrudan çelişkisi var.
 
Asla bunun dışında kalamayacağımızdan bahsediyoruz. Bu politik veya örgütlü alanda mücadele eden kadınların geri dönüşleri değil. Bunun dışında bireysel olarak, bağımsız olan kadınların geri dönüşleri de severek dinlediklerini duyduğumuzda da çok mutlu oluyoruz.  Biz birçok kadının söylemek isteyip de ifade edemediği ya da ifade etme aracı bulamadığı bir şeyi ifade etmiş olduk aslında. “Patriyarkayı Ateşe Ver” derken bunu yapmak isteyen birçok kadının olduğunun farkındayız ve bunu biliyoruz. Bu konu hakkındaki geri dönüşler de bu şekilde. Senelerdir bu mücadeleyi yürüten, daha yaşça büyük arkadaşlarımızdan aldığımız tepki açıkçası bizi güçlendiren, onların emeğinin boşa çıkmadığını gösteriyor olmak bize güç veren şeylerden bir tanesi. Onlar da açıkçası onların verdiği mücadelenin bizleri yarattığını biliyorlar. Bu nedenle biz de vefasız davranamayız. Onların mücadelesiyle biz bugün bu şekilde sözümüzü söyleyebiliyoruz.  Özerk alanlar yaratabiliyor olmamızı sağlamıştır. Ve elbette örgütlü veya örgütsüz tüm kadınların yüreğine su serpen bir şey oluyor aynı zamanda. Resmen birbirimizle ne konuşuyorsak onu dile getirdik. “Al aileni başına çal” derken senelerdir, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na çevrildikten beri bunu söylüyoruz. Biz aile değil kadınız diyoruz. Kadın diyemeyen bir toplumda veya kadın dedirtmeyen bir toplumdaki sistemde yaşayan kadınlar olarak bir daha kadın olduğumuzu bu alanda da bu müzikte de tekrarlamak istedik. Bu sözler bütün kadınların sözleri olarak anlaşılmalı. Daha fazla kadın daha fazla müzik alanında kendini ifade etmelidir. Kadın kurtuluş mücadelesi için bir şey yapmak isteyen herkesin dinleyebileceği bir şey yapmak istedik. Elbette yeterli değil. Daha da çok yapmamız gerekiyor. Biliyoruz ki kadın mücadelesine dair bu alanda yeterli düzeyde bir müzik yok. Çok fazla üretim de yapılmış değil. Feministler olarak eskiden yapılmış birkaç parçaya sarılıp yeterli bulmuş durumdaydık. Halbuki bunu yapacak bir sürü profesyonel kadın olduğunu biliyoruz. Örgütlü veya örgütsüz bunu yapacak kadın olduğunu biliyoruz. Bu kadar bir araya gelmeyi başarmış bir dinamiğin nasıl olur da sanatta bu kadar geri kalabildiğine de şaşkınız. Bu da bir eleştiridir yani. Böyle almanızı isteriz. Bu alanda yapacak çok şey var. Bizden daha iyi yapacak daha profesyonel kadınlar var. Buna inanıyoruz. Bütün kadınlara buralara güç vermeye ve sözlerini daha da söyleyemeye çağırıyoruz. Bizimle olmaya da davet ediyoruz.
 
* Kadınlar her alanda özsavunmalarını kullanıyorlar. Sanat da bir özsavunma aracı olarak kullanılabilir mi?           
 
Elbette, ama özsavunma bizim kullandığımız bir kavram değil. Sanatın da bunun bir aracı olarak kullanabileceğini düşünüyoruz. Bunu yapıyoruz. Bizler örgütlü mücadelenin her alanda olması gerektiğini ve kazandırdığını düşünüyoruz. Hepsi çok anlamlı. Bizler örgütlü olacağımız zaman anlam kazanacağını düşünüyoruz.